Antakya Gezisi Bölüm 2
Nisan 12, 2010 selva

Yiyip içip gezdikten sonra sıra tarihi yerleri görmeye geldi. Turistik broşürlerin “yapmadan dönmeyin” dediklerinden, kısıtlı zamanımıza rağmen, Arkeoloji (Mozaik) Müzesi’ni, Katolik Kilisesini, Habib-i Neccar Camisini, Eski Antakya evlerini, Antakya Sanatevi’ni ve Harbiye mesire yerini görmeyi başardık. Şehirdeki kiliseyi, pazar gününe denk geldiğimiz ve üstelik içeride bir cenaze töreni olduğu için, sadece dıştan görebildiysek de, kiliseden çok bir dehlizi andıran St. Pierre Kilisesi’ni doya doya gezebildik. Hatta, kutsal suyuyla ellerimizi yikadık, dileklerde bulunduk ve hemen yanındaki Habib-i Neccar doğal parkındaki kuzuları bile sevdik…
İşte size, canınızı çektirip, oralara gitmeye de vakit ayırmanızı sağlayabilecek resimlerle bir özet:

İlk durağımız olan Katolik kilisesine doğru yürüyoruz; kültürlerin iç içe geçmişliğinin örneği cami ve kilise yan yana…

İşte Habib-i Neccar Camisi…
M.S.40 da Antakya’da yaşamış olan Habib-i Neccar’la ilgili çeşitli rivayetler dinledik. Bunların en yaygın olanı: Habib-i Neccar’ın başının St. Pierre Kilisesinin olduğu Silpiyus dağında gövdesinden ayrıldığı ve yuvarlanarak bugün cami ve türbesi bulunan yere geldiğiydi.

Ve caminin hemen yakınındaki Katolik Kilisesinin dıştan görünüşü.. İçini görememiş olsak da, bu kilise dışıyla bile görülmeye değerdi..
Sonraki durağımız Mozaik Müzesi oldu.

Antakya-Narlıca’da bulunmuş olan M.S. 5.yy’a ait Soteriya Mozaiği…

Antakya-Defne (Harbiye)’de bulunmuş olan M.S.3yy’a ait Narkisos Mozaiği

M.Ö 2.yy’a ait Bektaşlı Definesi
Bakmakla bitmeyen Mozaik Müzesinden sonra, St. Pierre Kilisesi ve şehirden biraz uzakta olan Harbiye mesire yerine vaktimiz kalabilsin diye aceleyle yolumuza devam ediyoruz…

Antakya Sanatevi

Hıristiyanlığın ilk kiliselerinden olduğu söylenen meşhur St. Pierre Kilisesi’nin girişindeyiz.
Dışarıya kaçış yolu olarak kullanıldığı söylenen bir tünelin de bulunduğu, mağaradan yapılma kiliseye giriyoruz.

Kilisenin içi… Alıştığımız görkemli kiliselerden çok farklı bir görüntü.

Kilisenin hemen dışı Habib-i Neccar Doğal Parkı

Yani kuzuları gördüğümüz yer…
İki güne sığdırmaya çalıştığımız, yeme-içme gezimiz, yine Harbiye mesire yerinde yenen mükellef bir yemekle son buluyor.

50 kuruşa satılan, Antakya’nın kocaman simitlerinden almayı da ihmal etmiyoruz tabi.

Ve günbatımıyla Antakya’yı terk ediyoruz…
Selva Bayındırhttp://alottoshare.blogspot.com
Kategorisi: YAŞAM