Hayata Dair – Yemek Keyfi Zayıflama Çılgınlığına Karşı
Mart 15, 2010 selva
Çocukluğumdan beri yemek yemeyi sevmişimdir! “Yaşamak için yemek” veya “yemek için yaşamak” sözünü de şöyle değiştiririm: Yaşamak için yemiyorum, -yemek için de yaşamam- ama keyif aldığım için yiyorum.

Kahve ısmarlarken, az yağlı sütle, şekersiz, şusuz, busuz deyip, kendilerini o tatsız şeyi içmeye mecbur edenlere de gülümseyip, sıra bana geldiğinde, “normal sütle, kremalı, üzerine de karamel istiyorum” diyebilmenin keyfini – ve tadını – çıkartmak çok hoşuma gidiyor.
Gözünüzde tombalak, kırmızı yanaklı, ağzı devamlı oynayan biri canlandıysa, yanıldınız işte.
Yemekten keyif almak, insanı ille de “obez” yapmaz!
Şimdi sahtekarlık yapmayayım, yıllar içinde kilolu olduğum dönemler olmadı değil; ama sıfır bedene yakın dönemlerim de oldu. 11 yaşımdan başlayarak, bildiğiniz, duyduğunuz tüm diyetleri de denemişliğim vardır üstelik.
Vardığım sonucu söyleyeyim size: Üç kilo beş kilo vermek için diyet yapmak ve o strese girmek çok gereksiz.
Son 6-7 yıldır tartıya bile çıkmıyorum. “Her” sabah çıkardım…
Saatim dahil üzerimdeki herşeyi çıkartır, nefesimi bile verir, öyle tartılırdım… Beni rahatsız eden sayıları görmemek için elimden ne geliyorsa yapardım yani, siz düşünün!!
İstemediğim bir kiloyu gördüğümde bütün günüm keyifsiz geçerdi. Yememem gerektiğini düşünüp daha da çok yemek isterdim. Ne için?? Belki vücudum biraz fazla su tuttuğu veya belki bir gün önce biraz fazla yediğim için.
Değer mi??
Emin olun, değmez!!
Tartı konusunu ve evdeki tartıyı ortadan kaldırınca, bütün stres sona erdi…
Evde bir ayna var… Aynaya bakıyorum! Yetiyor…
İyi görünüyor muyum? Görünüyorum. Tamamdır.
Görünmüyor muyum? Eh, peki, biraz kilo almışım, veririm.. Bu kadar!
“Eyvah! 60’ı geçmişim! Şunu geçmişim, bunu geçmişim” değil!
Sayılar aldatıcıdır. Pekçok defa kilosunu veya yaşını söyleyen birine hayretle bakıp, “hayatta tahmin edemezdim” dediğim olmuştur. Ne görünüyorsa o değil midir aslında?
Şimdi sevdiğim herşeyi yiyorum; birgün fazla kaçırırsam ertesi gün daha az yiyorum; oluyor bitiyor.
Diyetisyen “5 saat arayla yemek yenilecek” dedi diye, sabah 8’e saat kurup, kahvaltıya kalkan birini görünce de çok acıyorum doğrusu. Hele “çok uğraşıyorum ama bir türlü şu iki kiloyu veremedim” diye de ekliyorsa…


Ben verebiliyorum. Sevdiğim kremalı pastanın veya donut’ların yerine, sevdiğim meyvayı; sevdiğim lazanyanın yerine sevdiğim makarnayı koymak yetiyor.
Sevdiğim bir şeyin yerine, sevdiğim başka birşey…
Stres yok, sıkıntı yok, sorun yok…
Kalorilerini hesaplamaya bile gerek kalmıyor; bir bakışta fark anlaşılıyor.
Tahta tadında lifli bisküviler veya yağsız yoğurtların yanında haşlanmış sebzelerle olmuyor işte, çok denedim.. Öylesi işkenceden başka birşey değil. “Bir bitse de pasta yesem, bir bitse de pizzacıya gitsem, bir bitse de…” diye diye ömür bitiyor…
Oyun bittiğinde şahlarla piyonlar aynı kutuya gidiyor. Ömür bittiğinde zayıflar da şişmanlar da aynı yerdeyiz. Madem şimdilik hayattayız, o halde, şu anın tadını çıkartalım; yediklerimizin de tadına varalım…
Hepinize keyifle yemekler yediğiniz; hangi kiloda olursanız olun, kendinizden hoşnut olduğunuz günler dilerim…
Selva Bayındırhttp://alottoshare.blogspot.com
Kategorisi: HAYATA DAİR



